Organize İşler Sazan Sarmalı Yine Bir İstanbul Filmi

Bir önceki film Organize İşler'de hepimizi mest eden şey İstanbul'un resmedilişiydi. Belki gerçek değildi ama inanmak hepimizin işine geliyordu, ben de öyle yaptım. Bir suç örgütünün tüm sevecenliğiyle resmedilmesi ya da filmde izleyiciye aktarılmak istenenden çok özellikle İstanbul'un yukarıdan görüntüsü ve çekildiği yerler önemliydi. Filmin geri kalanı fazla sıkmadan hareketli bir şekilde aksın yeterdi. Zaten Yılmaz Erdoğan da öyle yapmıştı. Film 2005 yılında vizyona girmiş ve ben dahil bir çok kişinin en çok beğendiği filmlerden biri olmuştu. Filmin 2004 yılında çekildiğini ve o filmdeki görüntülerin  İstanbul'un 00'lerin başındaki durumunu anlattığını fark etmemiz şart. En son izlediğimde bir de bu yönden düşünmüştüm. Öte yandan artık 2000'lerden bahsediyor olmamız hem 2000'lere geriden bakılabildiğini  hem de zamanın ne kadar hızlı aktığını tekrardan hatırlatıyor insana.

İkinci filme gitmemin sebepleri ise ilk filmde sevdiğimiz tarz ve Yılmaz Erdoğan ve Onun Bir Zamanlar Anadolu'daki rolünün hakkını vermesi, ve bundan  dolayı ona bir destek mahiyetinde. Filmden istediğimi de aldığımı söyleyebilirim. Yine Klasik İstanbul görüntüleri, her olayın sonunda giren şarkı ve İstanbul'un değişik açılardan görüntülenmesi, seçilen mekanlar.  İnsanın içini ferahlatan  ilk filimde olmayan boğaz görüntüleri ve o boğazda geçen kovalama sahnesi yönetmenin ilk filme göre daha fazla risk alıp para döktüğünü gösteriyor. Öte yandan daha önce helikopter vasıtası ile çekilen görüntüler şimdi drone ile çekilmiş muhtemelen. Drone ile bu işlerin ucuzladığı ve kolaylaştığı bir gerçekse de her drone uçuranın yönetmen olmayacağı ya da iyi şeyler çekemeyeceği de buz gibi bir gerçek.



Türkiye'yi tanıtmak için yabancılara bir film öner ama bu film gerçekleri yansıtmaktan çok turistik amaçlı olsun derseniz seçeceğim filmlerden biri Organize İşler Sazan Sarmalı olurdu. Sanki bir turizm tanıtım görseli filmi gibi arada olaylar ülkenin gerçeklerinin yansıtmasa da batılı olsun ya da olmasın  turist potansiyeli taşıyan herkese acaba bu yaz İstanbul'a mı ya da Türkiye'ye mi gitsem diye düşündürür.




Peki filmin bizim gibiler için gerçek olmayan kısmı nedir, evet hem İstanbul'da yaşamayan bir yerli turist potansiyeli için hem de İstanbullu için filmde gerçek o kadar uzak ki nereden başlasam bilemiyorum. İstanbul tarihi yarım adadan ve orayla şekillenen kültürden ibaret değil. Mafya ya da  suç örgütleri bu kadar saf  ve temiz değil. İsranbul'da metrobüs de var birbirine günaydın bile demeyen insanlar da var. Her an kavgaya hazır kabadayılar da var. Trafikten çıldırmış çalışan kesim de var. Tuzla da var, İstanbul'la alakası olmayan Başakşehir de var. Günlerini  aylarını sokaklarda geçirdikten sonra üç kuruşa orda burda çalışan Suriyeliler de var. Onların orada burada dilenen günahsız yavruları da var. Devletin tüm engellemelerine rağmen demokratik siyaset yürütmek için bedel ödemiş ödeyen kitleler de var. Geziyi hatırlayıp iç gerilen beyaz yakalar da var. Bağcılarda Güngören'de Bayrampaşa'da bonzai çekip gençliğini yakanlar da var. Var oğlu var! Yine de yazının başında da dediğim gibi belki film gerçeğimizden çok uzaktı ama inanmak hepimizin en azından benim ve kız kardeşimin(zaman zaman da olsa) işine geldi. Bugün de buna inandık. Kaybettiğimiz bir şey yoktu; zevkle geçirdiğimiz 2 saatimiz vardı.






Comments

Popular Posts