Son Oyun


Ağırlaştırılmış Müebbete hapse mahkum olan Ahmet Altan'ın Son Oyun romanını Migros'ta bulmak benim için sürpriz oldu. Ülke'nin şuan ki atmosferinde güya ülkeyi yıkmakla suçlanan bir insanın romanının korkak zenginleriyle ünlü bir memlekette raflarda görmek şaşırtıcı. Bir de bunu şok bir indirimle almak başlı başına şaşırtıcı. Öte yandan stok bitirme çabası olduğu da çok aşikar. Ama bir kendini bilmez tahrik edip saçmalasa ve bulvar gazetesine daha doğrusu bulvar İnternet sitelerine haber olsa kitap raflardan dakikasında inerdi. Çünkü bizim ne cesur zenginlerimiz ne de direnecek burjuva radikal demokratlarımız var. Direnme işi genelde üniversite öğrencilerine ve <<serde solculuk var>> diyen işçi memur takımına düşüyor. İnternette araştırdığım kadarıyla 2013'ün Nisan'ın da iki baskı yapıp 200 bin adet satan bu romanın 6 yıl sonra ikinci baskısını bulmak zamanında bir rüzgar yakalayıp söndüğüne delalet olsa da en az 200 bin satması kötü değildir herhalde. Öte yandan ülkede rüzgar yakalayıp sönen onca şey var ki bu kitap onların yanında sönük kalır. Mesela Gezi Parkı, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.  

    Kitaba gelecek olursak hem kitabın kapağında hem de internetteki yorumları okuduğumuzda bir aşk bir tanrıyla konuşma ya da tanrıya sitemin anlatıldığı eser olarak söylense de kitap baştan sona taşrayı anlatan taşranın yanında tanrıyla insanın ilişkisini ve erkekle kadının ilişkisini anlatıyor. Bunların yanı sıra taşradaki karakterlerin temsil ettiği değerlerden ve simgelediği kişi ve kurumlardan bahsedenler olmuş ama ya bu şekilde bir anlatım yoktu ya da yazar bunları gerçekten çok zayıf kurgulamış. Veya ben arada açıp açıp Bir Zamanlar Anadolu'da filmini izlediğim için bu karakterlerle anlatılmak istenen verilmek istenen  mesajları almayı reddettim. Çünkü o filmdeki kurgu ve anlatım tarzını gördükten sonra Son Oyun biraz yavan kaldı bende. Yine de Ahmet Altan'ın kurguladığını yabana atmamak gerekiyor. Bir taşra ve taşrada kilisenin etrafında şekillenen ya da kilise bahane edilen olaylar silsilesi. Bence karakterlerden çok kilise mevzunun önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü anadolu dedin mi gömü, hazine, define akla gelir gömü hazine define dedin mi de illaki bir manstır bir kilise olmazsa olmaz. Çünkü bu memleket  bir kilise mezarlığıdır.
  Romanın kendisi gerçekten çok kolay okunuyor bir kaç gün içinde hiç de zorlanmadan gayet zevkle ve keyifle okuyup bitirdim, sonu gerçekten anlamsızdı. Böyle bitmemeliydi.  Taşra diyip lokantalarında bira içilen yerleri ve insanların birbirleriyle internetten görüşmelerini göze alırsak alırsak anlatılan dönem 90'lı yılların sonu 00'lerin başı. Bunu sohbetten çok rahatça ve kolayca bira içilen anlatımdan anlayabiliyoruz. Kadın ve erkeğin taşranın gizli kuytu yerlerinde buluşması, belediye başkanı ve kasabanın önde gelenlerin çekişmesi, polisin başka bir kutbu temsil etmesi Jandarmanın başka bir kutupta olması. Çok önemli konular olsa da benim için kitap daha önce de belirttiğim gibi kilise ve yağmacılar. Temsil edilen Türkiye ve gömü arayan tüm bir ulus, peki kimin gömüsü ya da hazinesi  muhtemelen bir başka ulusun

Comments

Popular Posts