Suç ve Ceza, İnsan vicdanına bırakılmayacak meseleler

-Spoiler İçerir-
Geçtiğimiz günlerde Suç ve Ceza romanını tekrar okudum. İlk okuyuşumun üzerinden en az bi 10 yıl geçmiştir diye tahmin ediyorum. Romanın bazı yerlerini okurken sayfaları büyük bir zevkle ve merakla çevirdiğimi ve bundan da inanılmaz zevk aldığımı belirtmem gerekiyor. Betimlemeler tanımlamaların dışında olayın sürükleyiciliği inanılmazdı. Betimlemeler nedense bende bir gülümsemeye yol açtı. Bu denli ayrıntılı tanımlar ve her köşeyi her ayrıntıyı  anlatması insanları tahlil etmesi Dostoyevski'yi Dostoyevsk'i yapan unsurlardan biri. Ben de her tanımlamaya betimlemeye girişte şimdi ne diyecek nasıl anlatacak düşüncesiyle gülümsedim. Kitabı 3-4 gün içerisinde bitirdim. İtiraf etmeliyim ki her ayrıntısına vakıf olamadım, özellikle kitabın son bölümlerinde kafam hep başka yerlerdeydi. Hayatın ve hayatımın çelişkileri kitaba konsantre olmamı engelledi diyebilirim. Yine de bitirdim ve o hazza eriştim. KendimiYer Altından Notlar'ı okuduktan sonra Dostoyevskici  olarak tanımladığımı hatırlıyorum ama Suç ve Ceza ile Dostoyevskici belki de daha doğrusu Raskolnikovcu değilim, olmadım( belki bir süre oldum) olmayacağım.  Kitabı okuduktan sonra eğer dönemin baskın düşüncesi romanın kahramanı gibiyse insan 19 ve 20.yy'da yaşanan olayların neden gerçekleştiğine şaşırmıyor. Bu olayların yaşanmasını temellendiriyor adeta.


Rodion içinde bulunduğu durumu kendine yediremez ve bu durumu  bir şekilde temellendirmeye çalışır bu temellendirme sonucunda hak ettiğinin bu olmadığı zamanın ve tarihsel koşulların kendisini bulunduğu duruma ittiğini düşünmektedir.  Hak ettiği bu değilse ona göre yapacağı eylemler kendisinin değil yine kendisini bu koşullara iten tarihsel sürecin suçudur. Onun gerçekleştireceği eylem ya da eylemler suç değildir. Mantığı içerisinde kurduğu analojiler onu suçlu yapmaz onu suçlu yapacak olan şey  güçlü olanın kendi eylemlerini öğrendiğinde ortaya çıkabilir ancak. Cinayeti işlemeden önceki mantığına göre yapacağı eylem kendisini hiçbir koşulda rahatsız etmeyecektir. Olay tam istediği gibi olmasa da gerçekleşir ama ters giden şeyler Rodion'un zihnini bir türlü bırakmaz. Bence burada vicdanı mı yoksa kusursuz işlenmeyen bir cinayetin arkasında bıraktığı soru işaretleri mi kendisini tedirgin etmektedir diye soracak olursak bence ikincisidir. Eğer gerçekten ihtimalleri sıfırlayabilseydi bu denli bir tedirginlik çekebileceğini sanmıyordum. Çünkü Rodion kötü biri değildir, öyle olsa cebindeki son parayı bile başka biriyle paylaşır mıydı? Saf çıkarcı ve bencil olması gerekirdi. Ona göre kendi düşünceleri, kendi çıkarı, kendi davası, kendi dini, kendi ulusunun çıkarları için yapılan eylemler eğer dava başarıya ulaşılacaksa önemli değil sadece bir teferruattır. Yeter ki amaca ulaşalım bizim için etik ve ahlak ikinci plana atılabilir!  Ne kadar da tanıdık bir düşünce öyle değil mi? Soykırım yapanlar da hep aynı sebeple kendilerini haklı çıkarmamış mıdır? Onlar soykırım yapsa diğerleri zaten onları öldürmeyecek midir? O kavim zaten tanrı tarafından lanetlenmemiş midir? O düşünce zaten kökten yanlış ve bağnaz değil midir? Bizim çalmamız hak, bizim hırsızımız iyi çünkü bize zamanında çok fazla  haksızlık yapılmamış mıdır? Herkes birbirini öldürüp malını çalmamış mıdır? İki tefecinin öldürülmüş olması olsa olsa bir ayrıntı değil midir? Örnekler uzar gider. Yanlış olduğunu kabullenmek Rodion gibi entelektüel bağnazlıkta pek değer görmemiştir.  Onlara göre eylemler kader nedensellik vs vs gibi sebeplerle yapılmıştır.

Peki ne oldu da en sonunda Rodion suçunu itiraf etti?  Romanda söylenen ve daha önce de değindiğim gibi suçta belirli kusurlar söz konusudur. Bu da kahramanımızı rahatsız ediyor. Ve gerçekten de bilemediği bir psikoloji içine giriyor karakter. Açıklayamadığı bir halet-i ruhiye içinde kalıyor.   Ama ona rağmen elinde kanıt olmayan polis amiri Porfiriy'nin zorlamaları  bile sözde Rodion'un vicdanını dinlemesine yetmiyor. Ta ki suçun tüm detaylarını kendi ağzından öğrenen biri çıkana kadar. O zaman Rodion yakalanma korkusuyla ve  belki de daha çok ceza almaktan korktuğu için suçunu itiraf ediyor. Bu ve suç sonrası yaptığı hamleleri onun alacağı cezayı  azaltacağını da biliyor. Çünkü kendisi eski bir hukuk öğrencisi ve hukuk hakkında çeşitli makaleler yazmış biri. Yine kitaptaki en önemli ayrıntılardan biri de kendisini açığa çıkarabilecek kişinin intihar etmesini öğrenmesi. Onu tekrardan suçu inkar etmeye yöneltse de romanımızın vicdanlı kişisi ve aynı zamanda bir orospu olan Sonya tarafından ikna edilir. Sonuçta 8 yıllık bir kürek mahkumiyeti ile yırtar. Suç ve Ceza bir çok yönden değerlendirilebilecekse bile bu yönü şimdilik benim aklıma daha çok kurcalıyor.  Suç insanın vicdanına bırakılabilir mi? Evrensel bir ahlak  var mı? Ya da evrensel bir ahlak yasası olmalı mıdır soruları benim aklımı kurcalamakta. Öyle ya da böyle ahlak insana bireyin kendisine bırakılacaksa insan allem eder kallem eder kendini suçsuz çıkarabilecek bir mantığa bürüme içine girmez mi ?. Suçluların kader mahkumu olması da tam bu sebepten değil midir?  Mapushanede yatanların çoğu kader mahkumu  olarak tanımlamaz mi kendini? Kaçı eylemi aslında işlemeyebileceği olasılığını göz önünde bulundurur?  Kaçı eylemin kendi istek ve arzusu doğrultusunda gerçekleştiğini kabul edip bu olgunluğa erişmiştir?  Peki bu eylemi insan değil de toplum ekseninde düşünürsek nasıl sonuçlara varırız. Bir insanı felakete sürükleyen bu düşünceler toplumları ve dünyamızı nerelere sürükler? Bunun ilk perdesini 19.yy'ın sonu 20yy'ın başlarında gördük. Kendisine her şeyi hak gören insanlar gezegeni yok oluşa sürüklüyordu neredeyse. Bence Rodion ve rodioncu düşünce 20.yy'da yenildi ve bizim yüzyılımızda ne ona ne de buna benzer düşüncelere yer yok. 

Comments

Popular Posts