M. S 2019 Haziran isimli ayın 4üncü günü. Bir dini bayram.

Haziran ayının dördü olmuş. 2019 senesi. Nerdeyim nasılım. Hiçbir fikrim yok. Yine bir bayram arefesi. Aslında bayram. Sadece sabah olmadı. O yüzden öyle diyorum. Son 10 senedir bayram sabahları ile  ve bayramla ilgili olarak garip bir durum mevcut bende. Bayram günleri uymuyorum. Sabahlıyorum. 10 senedir bu böyle. Her bayram değil ama aklım sabahladığım bayramları hatırlıyor.



Neden diye düşündüm. Buna cevap olarak resmi bayram tarihiyle dini bayram tarihi arasındaki boşluğu sebep olarak buldum. Bayramın gerçekte ilk gününe gelene kadar 2 veya 3 gün de tatil olduğundan gerçek bayramın ilk gününe kadar bir boşluk oluşuyor. Bu nedenle gevşiyorum. Bu gevşeklik de en son sabahlamaya kadar gidiyor. 2009 yılındaki bayramda da böyle olmuştu. Kurban’dı herhalde.  Yine sabahlamıştım. O gün içinde hep ayakta olduğum için bayramlar bende uzun süredir hep sersem geçiyor. Lisede bıraktım dini vecibelere katılmayı. Çok sert ve keskin bir şekilde de devam etti. En az 10 yıldır herhangi bir şekilde cemaat halinde yapılan dini ritüellerle işim yok. Bireysel olanı da aşağı yukarı aynı zamanlarda bitti benim için. Bu konuda herhangi kişisel bir eksiklik de hissetmedim. Ne kötü zamanlarda ne iyi zamanlarda tanrının müdahalesine ihtiyaç duymadım. Sadece toplumsal olarak zarar gördüm diyebilirim. Aidiyet konusu sıkıntılı oldu. Kendini bilmez, çiğ insanların yerli yersiz dokundurmalarından başka bir mesele de olmadı. Onları da uzaklaştırdım zamanla. Tabi dini ve onun getirdiklerini reddetmek herkes için kolay değil. Bir kere kişisel olarak zorlu bir süreç. Dinlerden özgürlüğün sesini dinlemek kolay değil. Yol uzun, kestirmede insan yoldan dönüp başka yollara girebilir. Bunu aştıktan sonra geriye toplumsallıkla ilgili mesele kalıyor. Onu nasıl aşarım, aşarız bilemiyorum. Hep bir tarafımız eksik kalıyor.  Faydacı insanlar gibi köprüyü geçene kadar ayıya dayı da diyemediğimiz, doğrucu davut olduğumuz için de hep bir yanınız eksik kalıyor. Toplumsallaşmanın geri kalanını nasıl bir aidiyetle aşarız, aşmalıyız bilmiyorum. Bilen haber etsin.




Bayramlarla ilgili anılarım sadece bunlarla sınırlı değil. Son 10 yıldaki 3 bayramımı ki bu bayramlar en az 9 günlük  oluyor yalnız geçirdim. İlki yaklaşık 9 sene önce Edirne’de yaşadığım dönemden. Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. Şimdi düşününce hatırlayamadım. Çok güzel bir ekim ayıydı.

Balkondan bakınca çınar ağaçlarının olduğu bir çocuk parkı vardı evimin karşısında. Hemen sol tarafında da  yıkık dökük, o zamanki aklımla ne olduğunu kestiremediğim bir bina vardı. Şimdilerde Sinagog oldu. Çok büyük bir çalışma geçirdiği belli. Gidip görmeyi çok isterim. Ama geri dönmek, 10 sene önceki hatıralarımı, yaşadıklarımı hissetmek ister miyim? O anılara dayanabilir miyim? Gerçekten bilmiyorum. Beni aslında dayandırmayacak olan güç anıların kendisi değil. Hala daha aşamadığım durumlar. Edirne’den döndükten sonra başıma gelenler. İnsanlara olan güvenim, aileme olan bağım. Hiçbir zaman Edirne yaşantımın kalitesine kıyısından olsun yaklaşamayacağımı anlamam. Oradan ayrıldıktan sonra oluşmaya başladı. İşte bu yüzden bazı şeyleri kaldırmaya gücüm yetmeyebilir. O tarihten bu yana da mutlu değilim aslına bakarsanız. O tarihten bu yana doygun değilim. 8-9 senedir benim olmayan bir hayatı yaşıyorum. Kendim vermediğim kararların bir sonucu yaşıyorum.  Kendi kararlarımın cezasını çekmek hazzı bile elimden alınmış hissediyorum. Ben olamamanın kendimi gerçekleştirememenin. Eylem yapıp bunu başarılı ya da başarısız gerçekleştirememenin yoksunluğunu çekiyorum. Tüm bunlar benim kişiliğimi oluşturan şeylerle ilgili evet ama tek suçlu ben değilim. Suçlu ben olsam ne değişir? Hiçbir şey değişmez. Olan yine aynısı olur. Şöyle bir hayatıma bakınca ne okulumu ne ex girlfrendimi ne yaşadığım şehri ben seçmedim. Benim seçmediğim bir hayatı yaşamanın ağırlığı da günden güne pasif bir intiharla devam etti, ediyor. 5 sene antidepresan kullandım boşu boşuna. Şu an kendimi 2011-12 senesine geçmiş gibi hissediyorum. Çünkü kafamda neredeyse 12 ile 18 arası yok. Oralarda olanı hatırlamıyorum. Uyumuşum ve uyutulmuşum gibi hissediyorum. Her şey kaldığı yerden 2012 yılından devam ediyormuş gibi geliyor. İlacı kullanmaya başladığımda da sanki geçmiş hiç yokmuş gibi geliyordu. Anılarım siliniyordu birer birer. İyileri silindiği gibi kötüleri de siliniyordu. Öyle olduğu içinde ses etmiyordum. Ama 1 seneye yaklaşan ilaçsızlık sonucunda kendimi duvara çarpmış gibi hissediyorum. Yıllarca yenile yenile yeneceğim kötü anılarım son bir senedir ardı ardına gelip beni perişan ediyor. Bazı şeyleri de yeni yeni fark ederken bazılarını da uzun süre sonra tekrar hatırlıyorum.  Mesela çocukluktaki düşünce tarzım. O zamanlar oluşturduğum varsayımları şimdilerde tekrar hatırlıyorum ve hayret ediyorum. O aklımla nasıl oldu da ben bu şekilde düşünmüşüm diyorum. Eksik hissediyorum her şeyden mahrum bırakılmış olduğumu. Kötü insanlarla kötü bir çevrede yetiştiğimi idrak ediyorum en kötüsü. Belki geç ergenliğimde anlayacağım şeyleri şimdi yeni yeni fark ediyormuşum gibi geliyor. O yüzden de kızgınım. Kırgınım. Sinirliyim. Öfkeliyim. Kendi kendimle kavga ederken buluyorum kendimi. Özellikle kendimi odaklamaya çalıştığım zamanlarda. İşin kötü yanı da bu öfke ve kızgınlık kine dönüşmek üzere.
Şimdilik bu kadar. Bayramlarla ilgi yazacak daha çok şeyim var.

Tek bayram dileğimi buradan iletiyorum. İyi bayramlar!

Comments

Popular Posts